Kayıtlar

Kaderin İpliği

Resim
Ayaz vurur yüreğimi Yokluğunun acı patikalarında Yalnız başıma dolaşırken Poyraz yakar yanaklarımı Kızarmış burnumu Yaşlı dudaklarımı, derken Yanımda gülümseyen hayaletin: “Gülüşüm uzaksa gözlerine Islatma hemen kirpiklerini, Yol bana çıkarmayacak seni, zira Kayıp değilsin çalı çırpılarda. Tenim teninden uzaksa da Aklım, gönlüm ve ruhum Yanında her daim, iç içe seninle; Nyx’in en karanlık gecelerinden Hemera’nın en aydınlık günlerine, Selene’in ışığında ve Helios’un ışığında… Başlangıçsız ve sonsuz, Berdevam olan Kaderin kırmızı ipiyle bağlıyız birbirimize”

Et Obducta Lucet

Taştan duvarları sahici mi yoksa kağıt mı? Belli olamayacak kadar boğuk içerisi. Sigara dumanı biraz ve storlar kapalı. Sokak lambasının turuncudan bozma ışıkları ufaktan vursa da aydınlatmıyor gerçekliği. Hava sıcaktan serine geçiş aşamasında. Dışarıda korna sesleri, genç kahkahaları, ergen küfürleri, amca tükürükleri ve köpek havlaması. İçerisi sessiz. Huzurlu bir dinlencenin mırıltısı ve bu mırıtlıda kendinden geçen kalbin sesi var yalnızca. Tenler sıcak, bakışlar sıcak, yürekler sıcak, hava serin. Gelecek daha serin. Gitmek gerek, gelmek gereken ana kadar uzaklarda olmak. Kalp atışı teklerken mırıltının huzuru kaçar. Sigara dumanı yakar bir çift gözü, diğeri alışık ezelden. Kırmızı ojeli tırnaklar güçlü kollarda gezerken nasırlı eller ince bilekleri okşar. Hiç beklenmedik yumuşaklıkta bir sevgi gösterisi. Bir o kadar yumuşak olan tek şey dudaklar, birleşir. Sıcak bir uyum, serinliğe ters, soğukluğa uzak. Kirpikler kıvranır, gözler açılır. Ela ve çikolatanın buluşumu, bir diğer yumu...

Gel, Git

Ekim serinliği sarmışken geceyi Kokun yanaşır saçlarıma Yüreğim titrer heyecandan Kirpiklerini arar dudaklarım Perde aralanana kadar   Sert bi’ poyraz yukarılardan Biraz sarı, çokça gri Kışın gelişi bahardan belli Göğsüme yayılıyor yokluğun serinliği   Gideceğini bile bile bu bekleyiş niye? Günlerin sonu gelirken nasıl olur “carpe diem”? Birlikte esrimek varken bu ayrılık neden?   Yıldızlar sönük, bulutlar dağınık Müziğin sesi kısık, gece karanlık   Gülümserken dolan gözlerim, bir sonraki baharı beklemedeyim…

Anın Diyalektik Kopuşu

Alımlı bir kaos Sinsice varoluşuma yanaşan  Alt eden tüm düzenimi ve  Sarsan doğru bildiklerimi... Aleme yeni bir bakış,  Siftah yapmış sanki zihnim;  Acemi düşünceler ormanında Saye altındaymışım onca vakit..  Alacakaranlık zamanı, Sahih güneş doğuyor şimdi Asenkron ruhuma, ufaktan; Soluk yerler parlıyor, Ak yerler kararıyor,  Sıvazlanıyor tinim Afili ve senkronize ritimlerle.                            Derken... Sineme saplanıyor sızı! Âli ve kimsesiz bulutlardan  Sıska bir şimşek gibi... Ayartıcı bir koku var burnumda, Serinlik yayılıyor derinlere: Apriori mi aposteriori mi? Sentetik mi analitik mi? Alevin harlı ateşi mi, Suyun hınzır pürüzsüzlüğü mü?  Aykırı fikirler ama aşina gibiler...  Sezgisel, duyumsal, dünyasal, Algısal kayboluşlar, Sallantılı hazlar ve Alımlı bir kaos Sinsice varoluşuma ya...

Erik Mevsimi

Kelime gel-gidi vardı yapraklarda Dalga dalga sıkışarak yayılıyorlardı Derme çatma bir realite oluşuyordu Farkı kalmamıştı zamanın tanrıdan Ne başı vardı ne sonu ne de varlığını hissettiriyordu Çarpık çurpuktu tüm duyumsamalar Yürek atışı mı erik çiçekleri mi kusmuk yeşili mi Eften püften yaratılışın eksik parçaları Çökelmişti en dibe kırık döküktü içim Parmaklarımın arasından dökülüyordu sanrılar Oyuklara dolan lekeler imzasıydı yırtılışın Geldim, gittim, derildim, çatıldım, Çarptım, çurptum, eftim, püf oldum.. Çorak sandığım topraklar yıkandı gözyaşıyla Karanlık sandığım geceler güneş oldu yaralarıma Soğuk sandığım uzaklar sıcacık etti içimi Ve bir filiz pörtledi iğreti kuluçkasının ortasından Gözlerime gökyüzü oldu, ruhuma ateş Geçmişe rest, geleceğe umut, şimdiye yamaç Harladı sönmüş bütün hislerimi Açtı erik çiçekleri      

Ad Astra

Mum ışığında gevşiyor sanki Gaia  Turuncu bir gece hakim yukarıda Bölük pörçük bulutlar ama açık seçik ay  Yıldızlar soluk birer gömü gibi aralarda parıldıyorlar  Yamaçtan aşağı bir belirip bir kaybolan ateşböcekleri misali  Yerin ve göğün yüzleri farklı sanki, arada bir filtre  Kendine akışkan tepeler, pıhtılaşıp çökmüş yer Battıkça batan insan, gözleri gökte  Bir rüzgar sesine tutunup gitmek istercesine  Ikınıyor sanki doğa; üzgün, kırgın, sinirle İvedi bir boşalma gerekli, ama nereye?  Aşağısı yukarısı yok, evren sonsuz, yönsüz, yansız..  Çalakirli her zerresi insan elinin değdiği  Kutsal sayan kendini, en büyük günahı evrenin halbuki Mağlubiyetlerden hallice bir galibiyet nemi var sanki, ufak bir sezi... 

Ömür

Resim
Işığında oturmalık mumlarım var benim  Sessizce kaybolmalı karanlıklarımda Kollarında dans etmelik müziklerim var benim  Göğsünde okumalı şiirlerimi Avcunda ısınmalık ellerim var benim  Boynuna dolanmalı kollarım Sana gelmesi gereken adımlarım var benim  Nefesine karışması gerek nefeslerimin Kokunla uyumalık gecelerim var benim  Gözlerine uyanmalı sabahlarım Saymamız gerek yıldızlarımızı, sonsuzca Doğurmamız gerek güneşleri, hiç batmamacasına Koynun yuvam olsun, kelebek ömrü kadar...