Kayıtlar

Ad İnfinitum

Vermek mi? Uykundan, zamanından, kendinden; olur olmaz demeden Sonunu düşünmeden her şeyini vermek… Almak mı? Yoksa çalmak mı karşındakinin zamanını? Ne verilirse onu sorgulamadan, benimsercesine… Uymak mı? Ona doğru koşturmak tökezleye tökezleye, O da gelir mi gelmez mi diye düşünmeden… Tanımak mı? Kendinden önce onu, her şeyiyle Bilmek, öğrenmek ve benzemek ona zamanla… Açmak mı? Ruhunu, bedenini, kalbini, düşüncelerini Saf bir inançla güvenerek… Kapanmak mı? Dışarıya, başkasına, kendine Ondan başka her şeye rest çekercesine… Onu sevmek değil ona hapsolmak, Sevgiyle kanatlanacağına kendine kelepçe vurmak. Oysa sevmek; Kendinden vermek ve ondan almak Verdiğin kadar uykunu, zamanını, enerjini, sevgini... Tanımak hem kendini hem onu Hem de ayak uydurmak birbirine... Açmak kalbini ona ve izin vermek sana açılmasına Kapamak gözlerini ve dağılmak sonsuzluğa Birlikte...

00.19

Gözlerim arıyor kuzey yıldızını, dizlerim uyuşmuş Dudaklarım kurumuş ve yanaklarım nemli Pejmürde bir karanlık taşıyor Geceden sokaklara, turuncu ve siyah Sokak lambasının altındaki Buğulu, serin ve kompleks bir sis sanki  Köpek sesleriyle parçalanan Rüzgarlı bir sessizlik  Saç tellerimde koşturup Kaktüs dikenleriyle dalaşan Uzaklarda gelen motor gürültüsü Ansızın, keskin, dağınık Bir yerlere gidiyor birileri bir yerlerden  Yetişme telaşı zayıf, zaman akışı yavaş Ve işte doğanın yaşam emaresi! Böcekler dans ediyor sahte ateşin altında Belki de ciddi bir toplantı bu  Düğün, savaş, eğlence, gösteri..? Gece ilerliyor zaman içinde, çaktırmadan, usulca Uyku bastırıyor ağırdan, kahve yapmak zor... Tabiatın devinimleri böcekler, rüzgar ve Davetkar göz kırpışlarıyla göğe çağıran yıldızlar...

Aşkın Gece Hali

Resim
Uykulu gözlerin kapanırken geceye; Gökyüzünde bir yıldız olmak isterdim, Pencerenden seni seyreyleyen Kabuslarına aydınlık, korkularına güç Ve boynuna ince bir tül, zarif... Pervazdan süzülen rüzgar olmak isterdim, Bahçendeki kırmızı güllerin kokusunu alıp Saçlarını okşayan, dudaklarında gezinen Ve tenine sinen, sakince... Irmağın şarıltısına karışan yaprak hışırtısı olmak isterdim, Kulaklarından zihnine süzülüp Kalp atışlarına huzur veren, Doğanın koynunda uyurcasına... Ve mahmur gözlerin açılırken yeni güne Kehribarda kalakalmış kelebek misali Abanoz bakışlarında derinlere inmek ve Kirpiklerini öpmek isterdim, güneşten önce.

Gibi

Cenin modu faydasız...  Üşümek istiyor bedenim ve terlemek. Uyumak istiyor zihnim ve güneşlemek. Tavanı izlemek istiyor gözlerim Ve gökyüzünü seyretmek. Kapanmak istiyor ellerim yüzüme Ve sarılmak belime. Boğazım gıcıklanıyor, Dökülmek isteyen kelimelerle dolu gırtlağım. Midem kaşınıyor, İçeride bir telaş hakim, kelebekler sessiz.. Bağırsaklarım kaygılı, Ayak basılmış mayın misali. Ciğerlerim şaşkın, Göğüs kafesim mi daraldı sanki? Ayaklarım üşümüş... Halbuki Nisan da yeni gelmişti. Başım ağrıyor, Saat de gecenin ikisi ve karanlık içerisi halbuki. Sessizliğin kulak tırmalayan uğultusu Karıncalandırıyor göz sinirlerimi. Acıyana kadar sıkıyorum göz kapaklarımı ve Merhaba gri duvar, az önce daha beyazdın gibi? 

Bulutlarda Buluşalım

Teslim ettin bana kendini, Her türlü bulamaçtan sıyırıp derini Ardında sayıklayan yorgun kalbini açtın bana Parmak uçlarımızda uçuşan sevgi taneciklerinin hızlandırdığı. Doğa ananın bir tek senin gözlerine layık gördüğü O minik parçalı yeşiller lazım bana, dedin, sakinleşebilmem için, Teslim ettim sana kendimi. Bedenim değil söz konusu olan tabi ki Tenden parmaklıkların ardında uyuklayan Yumuşak bir bakışla çözülmeyi bekleyen buzdan hislerim Erimiş çikolata kıvamında döküldü parmaklarına İndigo mavisine ihtiyacım var, dedim, huzur bulabilmem için En pürüzsüz tonunu verdin.. Boyun eğdim sana ben. Göğsüne dayadım zihnimi umarsızca Avuçlarına bıraktım yanaklarımı gözlerim kapalı Zincire vurdum aykırılıklarımı ve gülüşünle bezendi kalbim Yabani çöllerde savrulan bir avuç kum misali Aşına aşına taşlaşmış parçacıklarım çözünmüş sıcaklığında. Boyun eğdin bana sen, Çözüverdin dizlerinin bağını bilinçlice Düşüverdin önüme, karnım destek oldu başına Okşadım saçlarının dalgasını gece sahilde dola...

Kıyıdan Uzağa

Zamanın kıyısında uzanmış Andan bağımsız varoluşlardayım. Ne buradayım ne başka yerde, Buradayım ama başka yerdeyim de.   Gecenin kıyısında sere serpe Yorgun düşmüş iç sesim… Rüzgar mı fısıldıyor boynuma, Öpücük öncesi soluğun mu, serin?   Günlerin kıyısında uykulu Göğü izliyorum kısık kısık. Gri mi bulutlar, mavi mi gök? Bilmem, seni görüyorum ben.   Yaşamın kıyısında kıvrılmış, Kelebek olmuş tırtıl, kollarının arasında. Gün geceye evrilmiş, gece uykuya. Sıcak, yumuşak, huzurlu bir rüya…

Kokuşmuş Mürekkep

İnce ince işlenmiş saman yaprakları ve üzerlerine büyük bir titizlikle dokunmuş kelime yığınları. Her bir kelime, içinde bulunduğu kitaba, hatta cümleye göre ayrı bir anlam kazanıyor. Her bir yaprak, içinde barındırdığı kelimelerle bütünleşerek bir adım oluyor kendinden sonraki sayfaya. Aynı kelimeler, farklı ve sınırsız kombinasyonlar ile birbirinden bağımsız binlerce hikaye oluşturabiliyor. Öyle ki kokuları bile etkileniyor hikayelerinden. Fantastik ve bilim kurgu kitapları.. ilk defa denenecek olan şekerli bir içeceğin kokusuna sahip. Al beni, diyor şehvetli bir şekilde ve tüm zevkiyle sunuyor kendini alıcısına. Polisiye kitaplar kahve kokuyor. Hani şu içeriklerinde çoğu zaman aynı ürünlerin farklı yüzdelerde kullanıldığı ve isimlerinin garip olduğu kahveler... Çok da bir fark yok aslında, biliyorsun ama denemek istiyorsun işte. Ucuz aşk romanları, şey, ucuz parfüm kokuyor. Monotonlaşmış hayat parçalarından izler taşıyan monoton hikayeler... Felsefe kitapları kokteyl gibi kokuyor. İ...