Kayıtlar

MAKYAJSIZ PALYAÇO

     Cehaletin tatlı zehrine maruz kalmışların ortasında bir adet parrhesiastes.. çarmıha gerilmek için bekliyor. Tek kurtuluş umudu bi' palyaço kostümü ve utançtan kızarmış bir burun. Elinde balonlar ve patlatmak için sıraya girmiş barbarlar. Ayakkabıları büyük, yürümesi gereken çukurlu yollar karşısında. Kıyafetleri geniş, karşısına geçip konuştuğu insanların aksine. Yüzü boyalı, dilinden dökülen gerçeklerin makyajı. Saçları karışmış, düşünceleri berrak ve net.   Ve gün gelir son balon patlar, son mum söner, son nota kaybolur sessizlikte ve son kez gülmüştür artık palyaço, yavaşça düşer burnu eline. Rengarenk kıyafetlerinden soyarlar onu. Kimseye görünmek istemeyen derisi saklanmak istercesine büzüşmüş, kırışmış, kemiğine yapışmış, kimi yerlerde gergin.. ancak hep kirli. Yalanların yalaması olmuş dillerden çıkan küfürlerin, hırsızlık ve tecavüz arasında mekik dokuyan ellerden fırlatılan meyvelerin, sürekli ezilmenin bir dev haline getirdiği aşağılık duygusunu bir...

ZAMK

   Susmak. Orta hallice bir eylem gibi görünse de değil. En çok bağırmak gerektiği anda kolay gelir susmak. En çok susmak gerektiğinde de imkansız. Ağdalı eylemsizlik hali yapıştığı zaman kişiliğine insanın, Tanrı çağırsa bile gitmek istemez ve şeytanın ruh gıdıklayan nahoş ve mayhoş sesinden de kaçamaz. Her eylemimiz -ma / -me ekini almıştır artık ve güçlü bir yapıştırıcıdır kıçımızı TV karşısındaki koltukta tutan.    Bir şeyleri haykırmamız gerekir artık, gerçekte olan şeyleri. Haber spikerlerinin söylediğinin aksini. Magazin programlarında olmayanları. Pembe dizilerimizde yer verilmeyenleri.. Söylemek gerekir. Ve herkes susar. Susmak, keyfine düşkün ve aç bir Yahudi'nin domuz eti yemesi gibidir: Olmaması gerekir ama olması daha kolaydır. Herkesin yaptığını yapmak, suça ortak olmak. "Just do it." Basittir. Suçlu olmak gerekir o an. Siz suçlusunuz, dersen eğer, sadece bu iki kelime bile seni suçlu yapabilir. Ve kimse suçlanmak istemez. Suçlanmamak için 'suçlu...

SHREK

Sevmek.. Öylesine basit kullandığımız bir kelime, içi dolu dolu. Kimi sevmek, nasıl sevmek, ne zaman sevmek..? Önce kendine değer vermeli insan. Kendini keşfetmeli, başkaları gelip keşfetmeden. Ayak basmadık yer bırakmamalı ruhunda; en ücra köşeleri, umulmadık tuzakları, erişilmez noktaları, dik yokuşları ve zorlu inişleri, yırtıcıları ve evcilleri.. Hangi ağacın gölgesinde dinlenmeli, hangisinin arkasına saklanmalı? Güvenilir yollar ve kestirmeler.. Kuralları bilmeli, gerekirse değiştirmeli ama öncesinde bilmeli. Kendini bilmeli, nosce te ipsum. Kendini bilmeli, kabul etmeli ve sevmeli. Önce kendine açmalı kendini, sonra başkasına. Önce kendini keşfetmeli, sonra başkasını. Önce kendi hatalarını görmeli, kendini yargılamalı; sonra başkasına bakmalı. Önce kendini mutlu etmeli, sonra başkasını.. Önce kendini sevmeli, sonra başkasını. Kendini tanımayan başkasını tanıyamaz, mutlu olmayan biri başkasını mutlu edemez, kendini sevmeyen başkasını sevemez. Sevmek. Neydi şimdi? Fedakarl...

6. DUYU

Okuduklarım değil hatırladıklarım önemli. Dokunduklarım ya da dokunmadıklarım, gördüklerim ya da kaçırdıklarım, duyduklarım ya da es geçtiklerim değil; hissettiklerim. Yalanlar ve doğrular, hayallerin gerçekliği ve gerçeklerin sahteliği, gündüzün yorgunluğu ve gecenin uykusuzluğu, kışın soğuğu ve kahvenin sıcaklığı, Teoman'ın sesinde sallanan ruhum.. Düşmekten yorulan kelimeler ağır, ıslak rimel parçalarıyla kirpikler ağır, altı çizili satırların anlamı ağır.. Akşama doğru azalan yağmur ve birbirine geçen düşünce silsilesi. Bilemiyorum. Bilmediğimi biliyorum ama neyi bilmediğimi bilmiyorum. Sadece biliyorum; bilmiyorum. Okumayı, dinlemeyi, uyumayı, yaşamayı.. Her gün yeniden öğreniyorum. En karamsar düşüncelerle uyuyup gülümseyerek uyanabilmeyi öğreniyorum. Kahveyi soğutup uykudan kaçmayı öğreniyorum. Suyun tadını öğreniyorum, boğazımdan akıp mideme girişini.. Soğuk ve ıslak. Kelimelerle dans etmeyi öğreniyorum, bazen de onların benimle dans etmesine izin veriyorum. Çoğu zaman ...

DETERMİNİZM YORGUNU GEIST

Soğuk, sıcağa göre soğuktur. Sıcak, soğuğa göre sıcaktır. Çok çalışmışsan sınava 80 düşüktür, çalışmamışsan yüksek. Rüzgar; üşüyen için serindir, üşümeyen için ılık. Uyku, yorgun kişi için nimettir. Yorgun değilsen gereksiz bir dinlenme hali.. Hasret, özleyen için, seven için zordur. Özlemiyorsan, sevmiyorsan birini hasret yoktur sana. Boş mesafeler vardır, sevince her metresine sövmek istediğin. Karşındaki, sen onu sevince güzeldir. Sevmiyorsan garabet.. Kitap, okumayı seven için keşfedilmemiş bir gezegende tura çıkmak gibidir. Okumayı sevmeyen içinse bir gezegene terk edilmek..  Her eylemin, duygunun ve düşüncenin anlamları farklıdır, yaşayan kişiye göre değişir. Hayat, yaşamayı seviyorsan zevklidir. Yaşamak istemiyorsan işkence.. Tam tersi de geçerlidir. Yaşamayı işkence olarak görürsen hayatı sevemezsin. Zevk almaya çalışırsan seversin. Okumayı bir şeyleri keşfetmek olarak görürsen keyifli bir eylem olur senin için, aksi halde boş iştir.  Hasreti hissediyorsan damarları...

CİNAYETE KURBAN

Ağaçtan koparılmış, kurumuş bir dal; Artık yeşil değil.. ve tohumu yok. Vazolarda çiçekler, her gün tazelenen.. Kökleri yok; toprak boş, bahçe renksiz. Gergedan boynuzu, sahibi ölü. Yerde ayı postundan halı, ayı.. sonsuz uykuda. Çizmeler yılan derisi, yılan.. artık ölü. Tilkiden kürk, tüyler gerçek sahibini ısıtamıyor. Duvarda geyik kafası, canlı gibi ama.. boş bakıyor gözleri. Kırmızı ipekten elbise; Kırmızısı karmenden, ipeği böcekten.. artık olmayan. Sirkte filler, atlar, aslanlar.. “Tatliş” görünen ve oyunlar oynayan hayvanlar, Perde arkası bilinmeden; Pat… pat… Kırbaç sesleri, kamçı sesleri.. “Zengin” görünümlü “gösterişli” cinayetler.. Failleri hala kanlı, suç ortakları serbest. "Doğayla savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz" demişti bir öğretmenim. Öyleyiz ve kaybediyoruz. Sömürüyoruz, kurutuyoruz, parçalıyoruz, yok ediyoruz. Silahımız çöp; plastikten, camdan, kağıttan.. Üstün gelmeye çalışıyoruz toprağa, altına gireceğimizi u...