Kayıtlar

Gibi

Cenin modu faydasız...  Üşümek istiyor bedenim ve terlemek. Uyumak istiyor zihnim ve güneşlemek. Tavanı izlemek istiyor gözlerim Ve gökyüzünü seyretmek. Kapanmak istiyor ellerim yüzüme Ve sarılmak belime. Boğazım gıcıklanıyor, Dökülmek isteyen kelimelerle dolu gırtlağım. Midem kaşınıyor, İçeride bir telaş hakim, kelebekler sessiz.. Bağırsaklarım kaygılı, Ayak basılmış mayın misali. Ciğerlerim şaşkın, Göğüs kafesim mi daraldı sanki? Ayaklarım üşümüş... Halbuki Nisan da yeni gelmişti. Başım ağrıyor, Saat de gecenin ikisi ve karanlık içerisi halbuki. Sessizliğin kulak tırmalayan uğultusu Karıncalandırıyor göz sinirlerimi. Acıyana kadar sıkıyorum göz kapaklarımı ve Merhaba gri duvar, az önce daha beyazdın gibi? 

Bulutlarda Buluşalım

Teslim ettin bana kendini, Her türlü bulamaçtan sıyırıp derini Ardında sayıklayan yorgun kalbini açtın bana Parmak uçlarımızda uçuşan sevgi taneciklerinin hızlandırdığı. Doğa ananın bir tek senin gözlerine layık gördüğü O minik parçalı yeşiller lazım bana, dedin, sakinleşebilmem için, Teslim ettim sana kendimi. Bedenim değil söz konusu olan tabi ki Tenden parmaklıkların ardında uyuklayan Yumuşak bir bakışla çözülmeyi bekleyen buzdan hislerim Erimiş çikolata kıvamında döküldü parmaklarına İndigo mavisine ihtiyacım var, dedim, huzur bulabilmem için En pürüzsüz tonunu verdin.. Boyun eğdim sana ben. Göğsüne dayadım zihnimi umarsızca Avuçlarına bıraktım yanaklarımı gözlerim kapalı Zincire vurdum aykırılıklarımı ve gülüşünle bezendi kalbim Yabani çöllerde savrulan bir avuç kum misali Aşına aşına taşlaşmış parçacıklarım çözünmüş sıcaklığında. Boyun eğdin bana sen, Çözüverdin dizlerinin bağını bilinçlice Düşüverdin önüme, karnım destek oldu başına Okşadım saçlarının dalgasını gece sahilde dola...

Kıyıdan Uzağa

Zamanın kıyısında uzanmış Andan bağımsız varoluşlardayım. Ne buradayım ne başka yerde, Buradayım ama başka yerdeyim de.   Gecenin kıyısında sere serpe Yorgun düşmüş iç sesim… Rüzgar mı fısıldıyor boynuma, Öpücük öncesi soluğun mu, serin?   Günlerin kıyısında uykulu Göğü izliyorum kısık kısık. Gri mi bulutlar, mavi mi gök? Bilmem, seni görüyorum ben.   Yaşamın kıyısında kıvrılmış, Kelebek olmuş tırtıl, kollarının arasında. Gün geceye evrilmiş, gece uykuya. Sıcak, yumuşak, huzurlu bir rüya…

Kokuşmuş Mürekkep

İnce ince işlenmiş saman yaprakları ve üzerlerine büyük bir titizlikle dokunmuş kelime yığınları. Her bir kelime, içinde bulunduğu kitaba, hatta cümleye göre ayrı bir anlam kazanıyor. Her bir yaprak, içinde barındırdığı kelimelerle bütünleşerek bir adım oluyor kendinden sonraki sayfaya. Aynı kelimeler, farklı ve sınırsız kombinasyonlar ile birbirinden bağımsız binlerce hikaye oluşturabiliyor. Öyle ki kokuları bile etkileniyor hikayelerinden. Fantastik ve bilim kurgu kitapları.. ilk defa denenecek olan şekerli bir içeceğin kokusuna sahip. Al beni, diyor şehvetli bir şekilde ve tüm zevkiyle sunuyor kendini alıcısına. Polisiye kitaplar kahve kokuyor. Hani şu içeriklerinde çoğu zaman aynı ürünlerin farklı yüzdelerde kullanıldığı ve isimlerinin garip olduğu kahveler... Çok da bir fark yok aslında, biliyorsun ama denemek istiyorsun işte. Ucuz aşk romanları, şey, ucuz parfüm kokuyor. Monotonlaşmış hayat parçalarından izler taşıyan monoton hikayeler... Felsefe kitapları kokteyl gibi kokuyor. İ...

Fetüse Dönüş

İçime bir alev topu düşmüşçesine kavruluyorum. Öyleyse neden titriyorum? Durduramıyorum bunu; ellerim, bacaklarım, dudaklarım... Soğuktan titriyoruz. Neyin soğuğu bu? Neyin yokluğu? Neden açamıyorum gözlerimi? Şişmiş... Neyin acısını yaşıyor bedenim?  Ruhum hangi imkansızlıkla boğuşuyor da yenik düşüyor?  Düşmüşüm, kalkamıyorum.  Isınmaya çalışıyorum. İçimdeki bu alev... Neden tenimi ısıtamıyor ruhum?  Kime yanıyor cayır cayır?  Cenin olmuşum kaldığım yerde. Yokluk mu bu? Öyle gibi. Boşluk gibi, daha çok hiçlik gibi. Nihil ex nihilo fit. Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Çıkmazda sıkışmışım, bedenim sancılı. İkarus'a dönmüş ruhum, erimişim. Uçabilirim sanmıştım, yanılmışım. Güneşe dokunacakken çakılmışım yere, Cenin olduğum yerde kalabilseydim keşke...

Ra

Tepelere yağan karın soğuğu gelir gölü aşarak. Koca çamları, geceden nemli toprağı, aşınmış taşları aşarak girer içeri. Merdivenleri çıkar, kapıları açar, sıralara yerleşir. Güneş ışığının uğramadığı ince duvarlara yapışır. Oturur kalırsın yerinde.  Bedenin gerilir, kasılır, sertleşir. Hücrelerinde şalter atmış sanki, jeneratör minimum düzeyde çalıştırır vücudunu. Tırnakların hafiften morarmış, dudakların soğuktan kurumuş, burnun kızarmıştır. Aldığın derin nefes burnunu yakarak ciğerlerine iner, için üşür.  Ellerini birbirine sürterek çıkarsın odadan. Sıralardan, kapılardan, merdivenlerden ve duvarlardan uzaklaşırsın. Şimdi etrafındaki tek duvar atmosferdir. Yumuşak bir rüzgar eser açık pencereden. Hava, tanecikleri keskin cam parçaları misali kıyafetlerinden tenine işleyerek yalayıp geçer. İçin üşür. Ellerini cebine koyar ve minik ama hızlı adımlarla rüzgarı arkana alırsın. İşte, uzakta bir ışıltı. Yalnızca birkaç adım uzakta aslında ama… hava soğuk.  Gözünü kapatır ve y...

Ayna

  Ruhundan yükselip hücrelerine yayılan bir başkaldırı bu! Bağırış, haykırış, çığırtkan bir kuş misali… Avuçlarındaki tırnak izleri ile boğuşmak istemiyorsun artık. Gözlerini sıkmak istemiyorsun. Bağdaş kurup oturmak ya da cenin pozisyonunda uyumak istemiyorsun. Ne sevmek bir ömür sürüyor ne de sevişmek bir dakika! Gidenler pişman olmuyor. Gitmek istemiyorsun, kalmak da. Kimse hatasını anlamıyor. Kendini tanımıyorsun. Kendini göremiyorsun bile…  Aynaya bak. Yalanlarla bezenmiş, gözyaşları ile yıkanmış, pörsümüş nefeslerle taranmış ve son kullanma tarihi yaklaşan içten çürümeli derinin ardında, gerçekte ne var? Olmak istediğin yerde misin? Olmak istediğin kişi misin? Gülüyor musun ağlıyor musun, belli bile değil! Gözlerini aç, ışıktan korkma. Bilinmezlikler yaratır karanlığı, mumu yakmak senin elinde. Aç şu gözlerini!  Sağ ya da sol değil mesele; her yön senin! Karamel akışkanlığında ruhun; çikolatanın içine girmediği sürece serbest, çikolata kırıldığı an yine serbest. Çün...