Kayıtlar

Kokuşmuş Mürekkep

İnce ince işlenmiş saman yaprakları ve üzerlerine büyük bir titizlikle dokunmuş kelime yığınları. Her bir kelime, içinde bulunduğu kitaba, hatta cümleye göre ayrı bir anlam kazanıyor. Her bir yaprak, içinde barındırdığı kelimelerle bütünleşerek bir adım oluyor kendinden sonraki sayfaya. Aynı kelimeler, farklı ve sınırsız kombinasyonlar ile birbirinden bağımsız binlerce hikaye oluşturabiliyor. Öyle ki kokuları bile etkileniyor hikayelerinden. Fantastik ve bilim kurgu kitapları.. ilk defa denenecek olan şekerli bir içeceğin kokusuna sahip. Al beni, diyor şehvetli bir şekilde ve tüm zevkiyle sunuyor kendini alıcısına. Polisiye kitaplar kahve kokuyor. Hani şu içeriklerinde çoğu zaman aynı ürünlerin farklı yüzdelerde kullanıldığı ve isimlerinin garip olduğu kahveler... Çok da bir fark yok aslında, biliyorsun ama denemek istiyorsun işte. Ucuz aşk romanları, şey, ucuz parfüm kokuyor. Monotonlaşmış hayat parçalarından izler taşıyan monoton hikayeler... Felsefe kitapları kokteyl gibi kokuyor. İ...

Fetüse Dönüş

İçime bir alev topu düşmüşçesine kavruluyorum. Öyleyse neden titriyorum? Durduramıyorum bunu; ellerim, bacaklarım, dudaklarım... Soğuktan titriyoruz. Neyin soğuğu bu? Neyin yokluğu? Neden açamıyorum gözlerimi? Şişmiş... Neyin acısını yaşıyor bedenim?  Ruhum hangi imkansızlıkla boğuşuyor da yenik düşüyor?  Düşmüşüm, kalkamıyorum.  Isınmaya çalışıyorum. İçimdeki bu alev... Neden tenimi ısıtamıyor ruhum?  Kime yanıyor cayır cayır?  Cenin olmuşum kaldığım yerde. Yokluk mu bu? Öyle gibi. Boşluk gibi, daha çok hiçlik gibi. Nihil ex nihilo fit. Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Çıkmazda sıkışmışım, bedenim sancılı. İkarus'a dönmüş ruhum, erimişim. Uçabilirim sanmıştım, yanılmışım. Güneşe dokunacakken çakılmışım yere, Cenin olduğum yerde kalabilseydim keşke...

Ra

Tepelere yağan karın soğuğu gelir gölü aşarak. Koca çamları, geceden nemli toprağı, aşınmış taşları aşarak girer içeri. Merdivenleri çıkar, kapıları açar, sıralara yerleşir. Güneş ışığının uğramadığı ince duvarlara yapışır. Oturur kalırsın yerinde.  Bedenin gerilir, kasılır, sertleşir. Hücrelerinde şalter atmış sanki, jeneratör minimum düzeyde çalıştırır vücudunu. Tırnakların hafiften morarmış, dudakların soğuktan kurumuş, burnun kızarmıştır. Aldığın derin nefes burnunu yakarak ciğerlerine iner, için üşür.  Ellerini birbirine sürterek çıkarsın odadan. Sıralardan, kapılardan, merdivenlerden ve duvarlardan uzaklaşırsın. Şimdi etrafındaki tek duvar atmosferdir. Yumuşak bir rüzgar eser açık pencereden. Hava, tanecikleri keskin cam parçaları misali kıyafetlerinden tenine işleyerek yalayıp geçer. İçin üşür. Ellerini cebine koyar ve minik ama hızlı adımlarla rüzgarı arkana alırsın. İşte, uzakta bir ışıltı. Yalnızca birkaç adım uzakta aslında ama… hava soğuk.  Gözünü kapatır ve y...

Ayna

  Ruhundan yükselip hücrelerine yayılan bir başkaldırı bu! Bağırış, haykırış, çığırtkan bir kuş misali… Avuçlarındaki tırnak izleri ile boğuşmak istemiyorsun artık. Gözlerini sıkmak istemiyorsun. Bağdaş kurup oturmak ya da cenin pozisyonunda uyumak istemiyorsun. Ne sevmek bir ömür sürüyor ne de sevişmek bir dakika! Gidenler pişman olmuyor. Gitmek istemiyorsun, kalmak da. Kimse hatasını anlamıyor. Kendini tanımıyorsun. Kendini göremiyorsun bile…  Aynaya bak. Yalanlarla bezenmiş, gözyaşları ile yıkanmış, pörsümüş nefeslerle taranmış ve son kullanma tarihi yaklaşan içten çürümeli derinin ardında, gerçekte ne var? Olmak istediğin yerde misin? Olmak istediğin kişi misin? Gülüyor musun ağlıyor musun, belli bile değil! Gözlerini aç, ışıktan korkma. Bilinmezlikler yaratır karanlığı, mumu yakmak senin elinde. Aç şu gözlerini!  Sağ ya da sol değil mesele; her yön senin! Karamel akışkanlığında ruhun; çikolatanın içine girmediği sürece serbest, çikolata kırıldığı an yine serbest. Çün...

UYUŞMUŞ RUH

Ellerim buz gibi, yüzüm yanıyor. Hasta mıyım? Burnum akıyor, sesim boğuk. Peçete lazım. Grip mi olmuşum? Soğuk algınlığı? Annem olsa bilirdi... Üşütmüşüm sanırım. Ses tellerimin akordu bozulmuş sanki. Boğazımdan aşağısını üşüten o soğuk nefesin etkisi mi bu, takılıp kalan ve ciğerlerime inemeyen? Üşüyorum. Pencereyi kapatayım... Havasız kaldım şimdi de, olanı bile içime çekemiyorken. Azıcık açayım, bir de battaniye. Evet, ama yetmiyor. Üşüyorum. İçim üşüyor.  Ruhum sıkışmış sanki kaburgalarımın arasına. Battaniyeyi açayım, bir de ısıtıcıyı. Gitmiyor bu daralma hissi, boğuluyorum sanki. Gözlerim yanıyor. Ellerimi gözlerime koyuyorum, soğuk bir işe yarıyor. Ama hala nefes alamıyorum. Elektrik kesildi... Şimdi daha da soğuk her şey. En çok da ruhum. O mu üşüyor acaba, ondan mı bu soğukluk?  Ihlamur yaptım iyi gelir diye ama ellerimde soğudu o da. Neye dokunsam sıcaklığını emiyorum sanki ama ben de ısınmıyorum. Üşüyorum. Ayaklarımı hissetmiyorum. Patiklerim nerede?  Yetmiyor,...

Groot

 Peridermis. Ölü epidermis.  Bir zamanlar odun borusuydu güzel ve genç ağacın. Yaşını belli eden halkalarıydı aynı zamanda. Ağaç yaşadı. Yaşadıkça yeni halkara sahip oldu. Yenileri geldikçe eskileri dışa kaydı. Kaydı, kaydı, kaydı.. yeniler yenileri çağırdı ve eskiler dışarı kaydı. En dışa gelince ve kayacak yer kalmayınca durdu. Durdu ve kurudu yavaşça. Peşi sıra gelen diğer yaşlılarla birleşti ölmüş kabuğu. Peridermis dediler adına. Dokunmak bile istemedi çoğu insan.  Fikirler, çürümüş düşünceler. Yüklediler çocukların beynine temelsiz yargıları. Altı boş, toprağı kaygan, fay hattı sessiz... Şimdilik. Onlar yüklediler, çocuk büyüdü. Okudu, izledi, dinledi, öğrendi, düşündü, sorguladı, düşündü, sorguladı, düşündü.. temel su almaya başladı. Kaygan toprak çamurlaştı. Fay hattı uyanmıştı. Eskiyen fikirler dışarı doğru kaydı yavaşça. Yeni fikirler geldikçe eskiler kaydı. Kaydı kaydı, kaydı... En dışa gelince durdu çünkü kayacak yer yoktu. Sel, deprem, erozyon! Zihnin dönüşüm...

DOMESTOS

     Hayatımın tozunu almak istiyorum, bir güzel ıslatmak temiz suyla ve baştan sona temizlemek eskimiş bir tişörtle. Zaman içinde kök salmış, yağlanmış ve başka tozları da üstüne yapıştırmış o iğrenç mikrop yuvası görüntüden kurtulmak istiyorum.      Gereklileri kenara özenle ayırmalı, gereksiz eşyaları kaldırıp çöpe atmalıyım. Yılların akışını hücrelerinde taşıyanları ayırıp küf mantarına boyun eğenlerden kurtulmalıyım. Çürümüş olanlar, çöp. Eskimişler, çöp. Yararından çok zararı olanlar, çöp. Boşa yer kaplayanlar, çöp. Üzenler, kıranlar, geride bırakanlar; üzülenler, kırılanlar ve geride bırakılanlar: çöp. Kurumuş çiçekler, kokuşmuş yiyecekler, sökülmüş kıyafetler, yırtılmış kitaplar, eski biletler… çöp.      Bir çiçek filizi, kenarda. Geleneksel yemekler, kenarda. Bol tişörtler, kenarda. Sararmış sayfalar, kenarda. Geleceğin biletleri, kenarda. Yıllanmış şarap, gaz lambası, ilk basım kitaplar, ankesörlü telefon… Mutlu edenler, tamamla...